Mehmet Kubilay ile röportaj
Köyümüz ve çevre Köylerimizin Yemek Ustası.
Röportajlarımız devam ediyor. Bu ayki konuğumuz sitemizin yapımcısı
Fahri Kubilay ın babası halk arasında Mehmet Kubilay nüfus ta Ali Kubilay. Halen Erdoğan köyünde yaşayan Mehmet Kubilay ile eski köyde çiftçilik menderes dönemi ve gurbet hayatı hakkında ilgiyle okuyacağınız bir sohbet yaptık
Kısaca sizi tanıyabilir miyiz?
1934 yılının Şubat ayının 18 inde Erdoğan Köyün de fakir Bir Ailenin En Büyük çocuğu olarak Dünya’ya geldim. Babam çiftçilik yaparak geçinen fakir bir Anadolu köylüsü idi. Türkiye o zamanlarda savaştan yeni çıkmış; varını-yoğunu ülkenin kurtuluşu için harcamış binlerce aileden şehitler vermiş bir o kadarı gazi olmuş fakir bir ülkeydi.
1946 yılında Bozkırda bir adamın yanında iki yıl çalıştım. Adam çiftçilik yapıyordu ben onun yanında onun hayvanlarına baktım ve iki yıl sonra Babamla Annem ayrılması sonucu annem Konya’nın Akören Beldesinde Karahüyük köyünde bir adamla evlendi. Bende annemin yanına gittim orda belirli bir zaman kalınca oradan ayrıldım tekrar köye geldim. Köyde bir müddet kaldıktan sonra tekrar Konya’ya gittim. Konya’da mısırlı diye bir adamın yanında altı ay çalıştıktan sonra çandır Köyünde iki yıl çalıştım iki yılda 200 TL para kazandım. 0 zaman Konya da öğretmen evlerinden arsanın metresi 25 kuruştu. Bu parayla neler yapılabileceğini düşünün.
Tekrar köye geldim babamla birlikte 1950 yılına kadar çiftçilik yaptık. Babamın sadece bir öküzü vardı. Yanına komşunun başka bir öküzünü koşardık yıllık elli havayı anca buğdayımız olurdu. Devlet o zaman üç çeşit vergi alırdı. Bir öşür vergisi üründen alınırdı. Harmanda vergi tahsildarları gelir çeçi samandan ayrılmış buğdayı mühürlerler ve hasattan onda birini vergi olarak alırlardı. Birde hayvanlardan alınan vergi vardı. Buna da miri vergisi denirdi. Keçi başı 25 kuruş büyük baş hayvanlarda elli kuruştu. Birde yol vergisi vardı o adam başı altı lira yol parası alırlardı. Hiç unutmam bunu hiç ödeyemez ve devlete 15 gün boyunca yollarda çalıştırırlardı.
Mesela bizim köyün üstündeki in başında kırılan taşları at arabaları ile Sandı’dan bizim köye kadar, bizim köyden Aliçerçi’ye oradan Meyre harmanlarına kaldırıyorlardı. Bizim köylülerde başka yerlerde hadim tarafında çalışırlardı. 1950 yılına kadar bu şekilde devam etti. 1950 yılında yapılan seçimlerde demokrat partinin iktidara gelmesi ile tüm bunları kaldırdı. 1950 yılıda demokrat parti ile büyük değişiklik oldu. Köylüden alınan vergiler kaldırıldı. İş sahaları açıldı millet çalışmaya başladı millet darlıktan bir nebze kurtuldu. 1950 yılında babamla birlikte Konya ya çalışamaya gittik. Ben Konya da iki yıl Karabulak’ın yanında kaldım. Karabulak’tan çok şey örgendim çok bilgili ve zengin bir adamdı. Adamın çok tarlası vardı bahçıvanlık yapardı. İhtiyar Mehmet ağa derler bir adamdı. Askerliğini balkanlarda yapmış “Bir dereye gittik gürgen ağaçları var ağacın biri yıkılmış yarısı yok, bir adımladım 60 adım vardı.” derdi böyle askerlik anılarını anlatırdı. İki dönüm patlıcan, iki dönüm dometes, iki dönüm karpuz ekerdik. Bunları genelde muhacir pazarında at arabası ile satardı. Temmuzun ilk haftası domates çıkarırdık. İki yıl orda kaldıktan sonra tekrar köye geldim.
Tekrar rençberlik yapmaya başladık, ta askere gidene kadar. 1955 yılında köyden Mart ayında Reşit Kaya, Şevki Çalışkanla birlikte askere gittik.
Dört ay askerlik yaptık sakata ayrıldık ve tekrar köye geldik tekrar rençberlik yapmaya başladık.1961 yılında askeriye darbe yaptı ve Menderes tutuklandı. O zaman bizim köyün çoğunluğu Demokrat partiye destek veriyordu. Birkaç kişide halk partiyi destekledi.
Neden demokrat partiyi desteklediniz.
O zaman İnönü hükümeti vergiyi köylüden alıyordu. İş güç yoktu. Demokrat parti geldi köylüden aldığı vergileri kaldırdı. İş sahaları açtı. Dini alanda serbestlikler getirdi ve onun için millet demokrat partiye yöneliverdi. Hiç unutmam rahmetli Adnan menderes bir eylül ayında idam edildi. Biz o zamanlar suğla ekerdik suğlada nohut işleme zamanı idi ve suğla da çalışmaya gittik telefon gibi radyo televizyon gibi hiç bir şey yoktu, sadece bazı insanlarda radyo vardı bataryalı dediğimiz radyo vardı. Ve Yalıhüyükken gelen biri Menderesin idam edildiğini söyledi çalışma azmi kalmadı moralimiz bozuldu işi gücü bıraktık haberin doğruluğunu öğrenmeye gittik. Radyo haberlerinde menderesin cezasının infaz edildiğini duyduk o zamanlar infaz ne anlama geldiğini bile bilmiyorduk.
Nasıl olurda bu memleketi imar eden adam idam edilir nasıl olurda sahip çıkılmaz diyerek tepki gösterdik. Ama millette sessiz bir izdihama neden olsa da hiçbir zaman toplumsal boyuta ulaşmadan ferdi tepki olarak gönüllerde kaldı. Bu kin ve nefret hiçbir zaman dinmedi o tarihi hatırlayanların o zamanı yaşayanlarında unutabileceğini sanmıyorum.
1957 yılından buyana suğlayı ekeriz. O zamanlardan beri öküz, at çiftti ile ekilirdi. Bizim köyün suğlası köye çok uzak olduğu için sabah ezanı ile yollara çıkar ilk önce sandı sonra kumbaşına varır ve kendi suğlamıza varırdık. Çok verimli topraklar olduğu için köye nazaran daha çok ürün alırdık genel de buğday, arpa, nohut ekerdik ve nüfusa göre bölünürdü. Zamanla buranın verimi anlaşılınca suğla da daha fazla yer ekebilmek için kavgalar olmuştur. Genelde köyler arasında olurdu. Kavganın bir tarafı genellikle Yalıhüyük denen yer olurdu. Yalıhüyük suğlaya yakın olduğu için her yanına sahip olmak isterlerdi.
Hiç unutmam derelilerin yerini eken Yalıhüyüklere karşı büyük silahlı kavga bile olmuştu. Genelde suğlaya bir havayı’ya on onbir kat verirdi. Bu çok büyük bir verimdi. Köyde herkes suğlayı ekerdi. Bizde ortak konu komşu eker hatta suğlada yattığımız zamanlar bile olurdu.
1954 yılında Konya şeker fabrikası açıldı biz fabrikayı yapan mutahitte çalıştık. Suğla o zamanlar yedi yıl su dolar üç yıl ekim yapardık. O zamanlar yağ balığı çoktu. Çok yağmur yağar ve her yerden pınarlar çıkar sular çoşardı. Kışın metrelerce kar yağar evlerde damdam dama atlanırdı. Kış geldimi köyde herkes arabaşı yapar, komşular birbirini davet ederler odalarda ziyafetler vardı. Oda dediğimiz dışarıdan gelenler için misafir edilen yerler daha çok yolcular, kimsesizler kalırdı. Ve köyün zenginleri bu odaları imar ederlerdi. Ve bizim köyde o zamanlar üç oda (misafirhane) vardı. Şevkinin odası, muslunun odası, şeyhlerin odası dediğimiz odalar vardı.
Biz çocukken büyükler aydına zeytin, pamuk, bağ çapasına giderlerdi. Daha sonralardan İstanbula gidilmeye başlandı. Bizlerde İstanbul’a seyyar satıcılık yamaya giderdik ilkbaharda mayıs ayında gider yaz boyu kasıma kadar çalışır bir kış o kazandığımız parayı harcardık ticaret anlayışımız bu şekilde idi. Ama başka köylüler oraya dükkân açtılar daha sonra zengin oldular. Ve köyde birçok insan hep İstanbul’a gitmeye başladı. Daha sonra Adana’da terlikçilik yapmaya başladık bir kısmı da terlik satmaya giderdi.
Yaylaya gitmez miydiniz?
Gölcük yaylasının üstünde bilinen bir yer vardı. Orada kar kalktı mı, yaylaya bakmaya giderdik tabi kışın evler yıkılır yakılırdı her yıl tekrar ev yapardık. Onun için ilk önce gider üç-beş gün neyse evi tamir eder orada kalırdık. Gelir nisanın yirmisinde köylü yaylaya göçerdi. Köyde sadece az bir insan kalır, çoğunluk yaylaya göçerdi. Yaylaya o zaman göçen çok insan vardı. Köyde hemen hemen hiç mal kalmazdı. Ve odun ihtiyacı karşılamak süt, peynir ihtiyacını karşılamak için, sıhhat sağlık bulmak için giderdik. Sabah erkenden çıkar, altı saat sonra yaya ve eşekler ile yaylaya varırdık. Tertemiz havası ve soğuk suları ile sapsarı tereyağları vardı. Şimdi o evler yıkıldı gitti hiç kimse göçmez oldu.
Eskiden böyle odun kömür yoktu son baharda dağlardan kütük söker meşe odunu getirirdik. Bir kış bunu yakar, ilkbaharda tekrar biten odunun yerine odun getirirdik. Güz devresi geldiğinde bir taraftan ekin eker bir taraftan odun getirirdik. Evde iki kişi olunca biri çifte gider birisi dağa oduna giderdi.
Eskiden kaç ay harman işi olurdu?
Bir aya yakın ellerimizde orakla ekin işlerdik. Bu uzak yerlerde olursa genelde dikmende olursa bir bucuk ay harman kaldırırdık. Millet yazı denen yerde harman yerini hazırlar, kağnılarla gece sapa giderdik. Günde iki kağnı sap getirdikten sonra onu düğenle yığardık, tekrar iki kağnı daha getirir aynı şekilde bu bir bucuk ay devam ederdi. Rüzgâr eserse beldanatlarla savurur onu ambarlara taşırdık.
Eskiden köylerde; mesala hoca olan, millet önünde bilgili kimler vardı Biraz onlardan bahseder misiniz?
Ben Mehmet hoca ve Hüseyin hocayı iyi tanırım akrabamız olduğu için onlarla çok yakın ilişkilerimiz vardı. Onlar Konya’da otururdu ama biz Konya’ya gittiğimiz zaman onların yanına hep varırdık. Mehmet emmim çok ilim sahibi, bu zamanın profesörüne eş değer ilime sahip bir insandı. Ondan çok şey örgendik. Köyden konuştuğu zaman eskilerden kimin tarlasının nerede olduğunu kimim nerden köye geldiğini hep anlatırdı. Bunun yanında insanlar ona şifa niyeti ile tedavi olmak amaçlı okunmaya gelirlerdi. Ve kendisinin bildiği dualardan insanlara okur ve hiçbir karlık beklemeden insanların şifa bulduğunu görürdük. Daha sonra köyde oturan kardeşi Hüseyin hocada aynı şekilde değerli bir insandı. Hepsine Allah rahmet eylesin. (Amin)
Sizin gençliğinizdeki Türkiye ile şimdiyi kıyaslarsak nasıl?
Şimdi her şey çok kolay arabalar yollar… İsteyen istediği zaman her yere gidebiliyor. Mesela yalaya o zaman araba gidecek desek kimse inanmazdı. Şimdi yarım saatte yaylaya gidiliyormuş. Ama o zamanın su bolluğu şimdi yok bizim suğla baraj oldu suyu kalmadı. O suğlada yetişen yağ balıklarını Yalıhüyükler o zamanlar sazan balıklarını havyarını satmaya gelirlerdi. Soğan, patatesle değişirlerdi. Bizim köyün suyu bol ve civar köylere su dağıtırdık mesela Kayacık, Yalıhüyük bizden su kullanırdı. Balık tutmak için uzaklara gitmeye gerek yoktu çataklarla da bizim köyün altında bostan arasında balık tutulurdu. Suyun bolluğundan köyümüzde dört tane su değirmeni vardı. Dikmende her ailenin dönümlerce bağı vardı. Bir hafta bağ bozar pekmez kaynatırdık. Yiyecek içecek fazla bir şey olmadığı için insanlar kışı pekmezle kuru üzüm, pestil ile çıkarır şimdikinden daha sağlıklı idi.
Doktora giden hiç olmazdı. Şimdi teknoloji gelişti. Döger biçer çıktı bir günde harmandan kalkılıyor. Odun taşıma derdi yok, kömür sobaları güneş enerjisi bunların hepsi var. Tabi bunun yanında köyde yeni yetişen insanda kalmadı. Yeni yetişenler hep Ankara İstanbul Konya’ya şehre yerleşti böyle giderse köy yayla gibi kalacak ama son zamanlarda köye yeni yeni evler yapılmaya başlandı tabi o eskilerden bir şey yok elma bahçeleri dikildi kuraklıktan onlarda verimsizleşti.
Son olarak sizi çevrede yemekçi olarak tanıyorlar biraz bu konudan bahsederimsiniz.
Genç yaşta gurbette çok kaldığım için yemeklerimizi hep kendimiz yapardık. Ta oralara dayanır yemek yapma işim. Eskiden bu civarda düğünlerde mevlitlerde kendi geleneklerimize uygun yemekler verilirdi. Bu nasıl oluyordu derseniz, Zengin fakir fark etmez dügün yapacak insan beş, altı geçi keser ve bu şekilde yemek verilirdi.
Nasıl yapardınız bu yemeği kısaca bir tarif ederseniz.?
Düğün sahibi düğünden önce keçi veya dana neyse alırdı. Mesela Pazar gün yemek verilecekse biz cumartesi gün geçiliri kesilmesini isteriz. Bizim oralarda en lezzetli olan geçi eti derler eskiler. Ve bu kesilen etleri küçük küçük kemikli bir şekilde kıyılır. Ve daha sonra dinlendirmeye alınır. Akşam üzeri kazanlar konur ve kazanın içinde sadece etler dökülerek haşlanır. Ertesi gün haşlanmış eti iyicene pişiririz. Tabi tek başına et olmaz bir gün önceden ıslattığımız nohutlarla bulgur pilavı da yapılır. Bunun yanında karagaç helvası veya mevsimine göre üzümde olabilir. Genelde yemek öğle namazından sonra dagıtılır. Sinisini alan gelir önce pilav pilavın üstüne et yemeği konur ve soğumasın diye üstünü yufka ekmekle kapatırız. Gelenek bu ama isteyen olursa ayrı ayrı tabaklara verilir benim çocukluğumdan beri bildigim gelenek bu.
Şimdilerde geleneklerimize sahip çıkan az insan kaldı. Herkes kolayına kaçıyor yemek fabrikaları çıktı hazır pişirip getiriyorlar dağıtıyorlar. Üç beş yıla kadar her hafta sonu mutlaka yakın köylerde ya düğün ya mevlit olur yemek yapmaya giderdik şimdilerde ise yılda ya bir ya iki yemek yaptıran çıkıyor. Gelenek görenek kalmadı herkes kolayına kaçıyor.
Bu değerli birikimlerinizi bizlerle paylaştığınız için Allah sizden razı olsun. Ellerinizden öpüyor, hayırlı uzun ömürler diliyorum.




kardesim mehmet helal oplsun sana yurumunu cok begendim
bende ozamanlar yani sogla ekimi zamani çuçuktum senin bu yaziyi
defalarca okudum ben bir sefer soglada bir kavgaya sahit oldum
benim suleyman agamin cafadsini yardilar pek hatirliyamiyorum
kavga sandililarlamiydi. ben seni birturlu hatirliyamadim
bu roportaji defalarca okudum ve benim hanima ve benim oglanlara
turkçeye çevirerek anlattim cunku bunlar turkceyi cok anlamaz
bu yazinizi okudukca kuyun koyusunu canli gibi hisettim.bravo size
tum koluye sellamlar tanridansahliklar dilerim
YAVUZ ÇETIN
IBRAHIM ÇETIN
OZAN ÇETIN