Mustafa Uyanık İle Röportaj
Takdim
” Bu ayki konuğumuz. Mustafa Uyanık. Mustafa Uyanık 1935 yılında Erdoğan köyünde doğmuş 18 yaşına kadar köyde yaşamış Mehmet Erdogdunun yeğeni Hüseyin Uyanıgın ogludur. Konya ya yerleştikten sonra şeker fabrikasında emekli itfaiyeci olarak çalışmış ve oradan emekli olmuş şu an Konya nın Saraçoğlu semtinde sakin bir hayat süren Mustafa Uyanık yedi çocuk babası. Bunlar Celalettin Seydişehir Meslek Yüksek okulunda Öğretim görevlisi Hüseyin Konya da çiftçilik yapıyor Ali Balıkesir de Vergi Mufettişi Osman ise Konya Selçuk üniversitesinde Yrd Doç Arife karaman İmam hatip lisesinde Öğretmen Ümmühani ve Fatma ev kadını olmak üzere 7 çocuk babası 72 yaşında. Mehmet Erdogdu namı değer Mehmet Hoca Osmanlının son zamanını ve cumhuriyetin ilk yıllarını yaşamış kültür ilim sahibi Erdoğan köyünün yetiştirdiği büyük insanlardan biri. Ve insanın bildiği çok şey var ama köy hakkında bildiği şeyler kayıt altına alınmamış işte Mustafa Uyanık amcasından çok şey dinlemiş ve bunların hiç birini de unutmamış.Mustafa uyanıkla hem köy hakkında hemde amcasından dinlediklerini bize anlatmasını istedik sagolsun oda bizi kırmadı.
Uznca bir sohbet oldu özellikle Mehmet hocadan dinlediklerinin çok şey var. Bunların bir çok kısmını buraya almadık bir kısmını sizinle paylaştık umarım istifade edersiniz.
Fahri Kubilay.”
Soru:Kısaca kendinizi tanıtırmısınız.
1935 yılında nisanın yirmisinde Erdoğan köyünde doğdum. Ailenin ikinci çocuğuyum benden büyük ağbim Fahrettin var. Üç kardeşiz. Benden küçük Tevfik var. Babam köyün köklü ailelerinden gelme Hüseyin hoca derler.
Soru:O zamanlar Köyümüzde okul var mı idi okuma yazmayı nerede örgendiniz.?
O zamanlar Köyde bir okul yoktu ama. Köy odasın da Çapanın Tahsin de (Tahsin Arıda) okudum. Şevkinin odası derlerdi o zamanlar da odanın otuz dört örgencisi vardı. O zamanlar belirli bir yaş sınırı yoktu. İsteyen herkes rahatlıkla gelip Tahsin Arı da okuyabiliyordu.
Bu örgencilerin hepsi değil de ancak bir kısmı okuma yazma öğreniyordu. O zamandan hatırladığım Kemal Arı, Hasan Turna, Dursun Yaman, Havana Aydemir, Zeynep Aydemir, Zeynep Yaman, Emine Eroğlu( Kemal Arı nın Hanımı) Göklü Emine bunlar o zamanlar okulun örgencileri idi bir yıl odaya devam ettik bir yıl sonra bizi okudan Tahsin arı öldü onun yerine bir öğretmen gelmedi ve okul kapanmış oldu.
Soru:Burada Latince öğrenmişiniz bildiğim kadarı ile Arapça da biliyorsunuz onu nerden örgendiniz.?
Daha sonra Kuran-ı Kerim okumasını Babam Hüseyin Uyanıktan örgendim.. Ben kendi kendimi yetiştirerek Bozkır merkez okulundan ilkokul diploması aldım
Soru:Geçiminizi nasıl sağlıyordunuz.?
Babam Köyün en fakir adamı idi. Çiftçilikle geçinen bir aile idik ve atlarımız vardı. Çok küçük yaşta eline kürek alarak Seydişehir Bozkır arasındaki yolun yapımında çalıştım. 18 yaşıma geldigimde daha büyük ve ağır işler yapmaya başladım.
Soru:Mesela ..
Kuru çayı biliyorsunuz bizim Yaylaya giderken dagın içinde 1950 yılını düşünün şimdi belki daha iyi yollar açılmıştır o zamanlar yol bel yok işte Kuruçay dan ata arabası ile Bozkır İlkokullarına odun taşırdık. Rahmetli Sabri Akbaş ile birlikte. O götürü alıyordu babama söylerdi beraber taşırdık.
Bir sabah erkenden Ahırlının kel yayladan boş olarak Kuruçaya varır Arabayı doldurur kuru çaydan çıkar Bartlı yaylasına sonra Aşağı sorkun ,Dere, Çat ve Bozkıra gelir odunu boşaltır tekrar Erdoğan köyüne gelir bu taşıma işini 15 gün sürede bitirirdik.
Soru:Diğer zamanlarda ne yapardınız?
O zamanlar köyden aldığımız nohutları Seydişehir götürür Perşembe pazarında satardık. Sabah erken çıkıp şu an arabaların gidip geldiği yoldan Seydişehir e ortalama altı yedi saat yolculuktan sonra Seydişehir e varırdık. Tabiî ki o zamanlar suğla da çok su vardı ve kestirme yolda yoktu mecburen bu yolu kullanıyorduk. Seydişehir de şimdi Kürük fırının olduğu yerde Seyidin hanı diye bir Han vardı bir gece yatır nohutları arabada bırakır sabah müşteri geldiğinde pazarlık eder satardık. Büyükçe bir kalbır vardı orda ölçerlerdi. Bu götürdüğümüz nohutları Seydişehir de leblebi yaparlardı. O zamanlar Seydişehir de çok leblebici vardı. Nohudu satardık onun yerine köylere gider Hasır alırdık onu da Ahırlıda, Bozkırda satardık.
Soru:Hep ticaret taşıma mı yaptınız.?
Bu işlerden sonrada bir süre mutahitte çalıştım.
Soru: Mutahitte ne yapıyordunuz.?
Seydişehir Bozkır yolunu yapıyorduk. Yevmiye Beşlira idi ve kamyonlarla kum taşırdık Karacakuyudan kamyonlarla kum taşır yollara dolgu yapardık. O zamanlar yol vergisi diye bir vergi vardı. 18 yaşını doldurmuş her erkek den yol vergisi alırlardı. Ama beş çocuğu olan kişilerden bu vergi alınmıyordu. Yol vergisi altı lira idi. Bunu köydeki vatandaşların çoğu ödeyemez yolda amele olarak çalışırlardı. Tabiî ki ne kadar çalışacagı o zamanki mutahitin insafına kalmıştı. Ama bu 15 günü bulurdu. Bir seferde ben çalıştım hayretten yazı yolunun yapımında çalıştım.
Soru:Konya ya ne zaman geldiniz?
1954 yılının nisan ayında Konya ya geldim. Şeker fabrikası yeni kuruluyordu bizim köyden bazı insanlarla birlikte şeker fabrikasına girdik. O zamanlar agbim Fahrettin Uyanık, Mehmet Kubilay,Hacı Kubilay, Ramazan Çetin, Ali Demir, Dursun Yamanı hatırlıyorum. Askere gidene kadar şeker fabrikasında çalıştım. Askerden geldim köyde bir kaldıktan sonra tekrar fabrikaya girdim.
Soru:Birazda askerlikten bahsedermisiniz nerede ne olarak yaptınız.?
1956 yılında Baharın Bandırmaya er olarak askere gittim onbaşı olarak orada egitim yaptırdım askerliğim hep eğitimle geçti. 14 aylık olunca rahatsızlandım hava değişimi ne geldim. Zat üre olmuşum hastanede 12 gün yattım Karamanlı Albay rütbeli bir doktor vardı o benimle ok ilgilendi birkaç gün üst üste bana seni köyüne göndereyim diye sordu köyde kimin var diye sordu anam babam kardeşlerim var dedim bu üç dört gün devam etti daha sonra bana sen dört tane fotoğraf çektir dedi. Beni heyete gönderdi heyette bana altı ay sonunda muayene kaydı ile hava değişimi verdiler.
Oradan çıktık köye geldik. Altı ay bittikten sonra tekrar ben askere gitmek üzere şubeye gittim orda beni sevk edeceklerinde benim sonradan muayene kaydım var dedim. Pertev diye bir sivil memur vardı. Beni tekrar askere gönderecekti ona ben sonradan muayene kaydım var dedim oda tamam tamam dedi sonra görünce kâğıtları masanın üstüne vurdu. Ben sana sonradan muayene kâğıdım var demedim mi tamam tamam dedi ve beni tekrar heyete gönderdi ben Konya ya gelerek heyete girdim heyetten bana doktorlar şikâyetin var mı diye sordular ben yok dedim senin birliğine gönderelim mi diye sordular bende gönderin dedim tekrar birliğime gittim beni yoklamadan düşmemişler ben yine y birliğime gittim. Orada bi hafta on gün kaldıktan sonra beni tekrar acemi eğitimine gönderdiler. Askerliğim tamamen eğitimle bitti.
Askerlik dönüşü bir ay köyde kaldım. Daha sonra Konya şeker fabrikasından iş başı yaptım
Soru: Peki ne zaman evlendiniz?
Askerden geldim bir yıl çalıştıktan sonra 1959 yılında evlendim. Malırın Ali nin Ali Demirin kızı Fatma Demir ile evlendik. Ve Celalettin, Fatma, Hüseyin Ümmühanı ,Arife ,Ali, Osman adında yaşayan ve Havana Mehmet adında da iki yaşında ölen toplam dokuz çocuğumuz oldu. 1979 yılına kadar şeker fabrikasında çalışarak emekli oldum o zamandan beri emekliyim.
Soru: Siz asil bir ailenin üyesisiniz birazda ondan bahsedelim mesela sülalemizden şeyhler diyorlar.
Bizim neslimiz köye geldiğin de oraya çadırı kurup oturmuşlar. Bir ayet el kürsü yazılı tas göbekli tas tunç dan tarihi belli değil , birde mühür vardı.
Soru:Köyümüzün kuruluşu hakkında biraz bilgi verir misiniz?
Mehmet emmimden Mehmet Erdoğan dan anlatırken duydum. Sandıda bir Ermeni varmış. Şimdiki adı arasöğüt olan köy bizim köyden eski bir köy ve Yalıhüyük e yakın bir köy bu köyde sandı gâvuru denen insanlar yaşarmış. Onun allatışına göre şu karşıda bir er doğdu ben o erden korkuyorum demiş o zamandan buyana hiç delişmeyen bir şekilde bizim köyün adı Erdoğan olarak kalmış. Bizim atalarımız o insanları yerleştikleri yere çağırarak İslamiyete davet etmişler. Oda davet sandım demiş böylelikle sandın ın adı yakın tarihe kadar sandı bizim köyün adı da Erdoğan olarak kalmış.
Bizim atalarımızın köyün ilk kurucuları olarak anlatırlardı.
Seceremizde bu mezarlıktaki türbede yatan kişinin adının tam olarak bilinmese de çeşitli rivayetlerde isim olarak çeşitli (söylentiler var ama isminin Seyyid Muhammed Celalettin olduğu kesin olmamakla beraber güçlü bir ihtimal) diye geçen mübarek insana kadar dayandığı anlatılır.
Mehmet Emmim yine anlattığına göre dedemin babasının köyde en itibarlı insanlardan bir olduğu anlatırdı. O zamanlar bizim evin yanında oda vardı . odalar da yoldan geçen garip gruba insanlar konaklar. Bizler o insanlara yiyecek içecek yatacak yer temin eder gittikten sonra orayı temizlerdik. Buda köyde bir gelenekti o zamanlar köyde dört tane oda vardı. İsmail çavuşun odası, muslu nun odası, şevkinin odası..
Soru:Pekala yayla ilk olarak nerdeydi.
Eldağan yurdu diye cilahnanın zirvesinde bizim köyün yaylası varmış. Sonra orda bazı olaylar olmuş ve Dereliler bizim köylüleri oradan sürmüşler. Bir müddet köy yaylasız kalmış. Bu arada İsmail çavuş (Erikçiler sülalesi),Muslu(Dursun Aydemirin sulalesi) ve Şeyh Celalettin(bizim sulale) Sorkun yaylasına gitmeye başlamışlar. Köylülerde Ahırlıların tarlalarının ekinlerini kısmen yedirmeye başlamışlar. Ahırlı da Kör Abdullah (namıdeger Yiriklerin Babası)adında o civarın sözü geçen kişilerinden olan biri bizim köyünde muhtarı olan Ali Yaman o zaman köyün muhtarı imiş Kör Abdullah Ali Yamanı yanına çağırarak gel bakalım diyerek yanına çağırmış oda buyur ağa demiş ben size bir yayla vereyim siz oraya göçün demiş.
Ben o yaylaya ilk kez göçüldüğü hatırlıyorum. O yayla bize verilince köylünün hemen hemen çoğunluğu o yaylaya göçtü ve ev yaptı
Alacabelin de yaya benzer bir taş varmış o mevkide de ay taşı derlermiş bizim bağlı olduğumuz Bozkırın sınırını o ay taşı belirlemiş bizim köyün yaylasının hemen yanında Ahırlının sülek yaylası var ve diğer batısında ise Yörük yaylaları var. Köyden sabah erken saatlerde çıkanlar ögleye yakın ancak yaya olarak yaylaya varırdı. O zamanlar köyle yaylanın arası dört saat olarak sürüyor derlerdi ben bu yaylaya babamla birlikte 3 yıl göçtüğümüzü hatırlarım.
Soru:Birazda Mehmet amca sizin amcanızdı ve çok bilge bir insandı derler ondan duyduğunuz hiçbir olay veya hatıra yok mu birkaç tane anlatırmısınız
Mehmet amcam anlatırdı. Büyük babamı öldürttüklerini söylerdi.
Soru:Nasıl olmuş
Dedemin babası şeyh Mehmet bir gün rahatsızlanmış şimdinin tabiri ile üşütmüş ve su değirmen ustaları varmış. Tabiî ki kendisinde su değirmeni varmış. Çok sinsi bir plan yapılarak bu değirmen ustaları sana bir ıhlamur içirelim terler iyileşirsin diyerek kendisini evde ıhlamuru içirmişler yatırmışlar. Üzerine ağırca yorganlar örterek kendi nefesi ile havasızlıktan öldürmüşler diye anlatırdı. O zamanlar bunu yapan kişi köyde neneme dünür göndererek istetmiş nenem rahmetli ise çok asil bir kadın olduğu için şu tarihi lafı kullanmış ben atın yerine eşek bağlamam diyerek o kişinin isteğini geri çevirmiş.
Hatta bir o kişi dedemin evine gelerek kapıyı çalmaya başlamış kıçıyla kapıya vurduğunu fark eden nenem tahta kapının iki tahtasının arasından
benim bildiğim sonraları Fahrettin agbim orak yaptırdığı büyük bir bıcagı ucunu uzatınca o adamın kıçı kesilerek uzun süre dışarı çıkmadığını ve bir daha bu işe teşebbüs edemediğini anlatırdı.
Soru:Yine Mehmet amcamın anlattığına göre gök armutlar dediğimiz yerde öküzlerle nadas yaparken gayamarlardaki su dutan bir tarlada ortası boş kalan bir yere köyün çocukları öküz gütmeye girmişler o çocukları da amcalarım dövmüş. Çocukların ailelerini muslu efendi kışkırtmış toplamış gelmiş. Yukarı oluk dediğimiz yerin dibin göbet vardı. Ve o göbetin dibindeki bahçe hala bize ait. Orada dedem rahmetli arıları varmış o zaman bahar ayı ki arılar oğul çıkar oğul kavağa konunca askerde şehit olan Fahrettin amcam kavaktan oğulu almak için kavağa çıkınca köylüler gelmiş. Muslu aşağıdan küfür ederek bağırmış.
Bunun üzerine Fahrettin amcam ben yukarıdayım sen aşağıdasın in o zaman erkekçe konuşalım demiş ağaçtan inen Fahrettin amcam indim bakayım deyip eline tüfeği alınca hepsi kaçmaya başlamış. Tabiî ki olayı anlatan Mehmet amcamda yanında olduğu için ona şu tarihi lafı söylemiş eğer kavgadan kaçarsan ilk önce seni vururum demiş. İçlerinde Fahrettin amcamın kayını da varmış ona da şöyle seslenmiş
Herkes geldi de sen niye geldin diye en çok onu dövmüş.
Soru: Birde bu türbenin yıkıldıgı söyleniyor siz hatırlıyor musunuz?
Ben o dönemi yaşamadım ama. Cumhuriyet ilk kurulduktan sonra tekke ve zaviyeler türbeler yasaklanmış. Ben dünyaya gelmeden önce Ahırlıya bir Nahiye müdürü gelmiş bu müdür bizim köydeki türbenin demir parmaklıklarını söktürmüş.
Anlattıklarına göre şu an hala esas türbenin lahit inin taşlarında o zaman sökülen demirler kurşunla dökülmüş o kurşun yerleri belli.
Sonradan bu işi yapan müdürün hastalandıgını ve derdine tıbbın derman olamaması sonucu dedemi yanına çağırtmış dedem ne yapacak diyo sorunca okunacak demişler. Dedem ben okumam demiş. Niye okuman diye sorunca senin inancın yok demiş. Ve o adamı tedavi amaçlı okumamış. . Dedem bu türbenin demirlerinin yıkılmasından çok müteessir olmuş bu olaya çok üzülmüş. Eskiden o mezarlığın etrafı büyük taşlar la çevrili idi özlü garı diye birisi dedemin ikinci karısı taşları yukarı ırmağa köprü yaptıra cam diye taşıttı. Köprüyü yaptıramayınca bu taşlar orada heder oldu gitti. O zamanlar ırmağın suyu çok olduğu için ırmaktan geçmek için o taşları sudan geçmek için ırmağa atarlardı.
Daha sonrada bu kalan taşları okul yaptırmak için şimdiki mevcut okulun yanına taşıttılar. Uzun süre orada kaldı ve okul yapımına kullanılmadan büyük büyük taşlar yok oldu gitti.
Soru: Niye size hastalar okunmak için gelirdi.
Bu işi babam zamanında yapılıyordu. Babam dışarıdan gelen hastalara bildiği duaları okur ve Allahtan şifa bulması için dua ederdi. Ve gelen hastalar giderken türbeye de ziyaret ederler o türbeye dua ederlerdi. Ama insanlar cahilleşip Allahtan başka şeylerden medet umunca olay şekli değişmiş son zamanlarda bu türbeye çaput vs bağlanmaya başlamışlar. Bu tamamen o insana karşı yapılmış bir saygısızlıktır. Bunu tasvip etmemiz mümkün değil.
Bir yerlere çaput bağlamak bizim inancınızda yoktur bu bit- attır. İsteyen o insan için Allaha dua edebilir o insanın yüzü suyu hürmetine Allahtan şifa dileyebilir bunda bir sakınca yoktur.
Benim inancıma göre Allah ile kul arasında aracı olmaz kim ne isterse Allahtan direk istemeli. Babam öldükten sonra bizim aileden bu işi yapan kalmadı ve bu iş babamla bitti ama yine köye gelip türbeyi ziyaret edenlerin olduğunu duyuyorum.
Soru:Sizin zamanınızda köyde kaç hane vardı.
Benim küçüklüğümde köyde otuz üç hane vardı.
Soru:Köyün başlıca suleleri kimdi.
Şeyhler bizim sulele
Muslu arvadan gelme arvadan gelmiş bizim köyde hizmkkerlik yaparken çalıştıgı kişi ölmüş onun hanımı ile evlenmiş böylelikle köyde kalmış
Çapalar dag köyünden gelmiş
Ismailçavuşda dag köyünden gelmiş onun için erikçi demişler
Mulla mustafa tırtıgın ve şevkinin bababsı ali çerçiden gelmiş
Reşit karabekirin babasının babası
Sait hoca çolagın rasıgın babası ile rıza hoca kardeş
Arablar onlar arabistandan gelmiş muharremim ikinçi kuşaka
Hasanoglu faikin kamilSabrinin kamilin babası
İsmail efenin babası merye den gelmiş
Terlikli sulelesi
Körhüseyin ahırlıdan gelme
Koraşlar
Adıgüzelin ali
Herdemin ali
Kakçılar kocaogalanın sülesi Mehmet çavuş sulu ali üçü kardeş
Namiler malıralı küllü Ahmet
Köseler aliçerçiden gelme
Tıkılı daddıdrı
Soru: Köyümüzde hatırladığınız Kurtuluş savaşına giden ve savaşan veya şehit olan var mı?
Köyde bizim sülalemiz den babamın kardeşi Abisi Fahrettin isimli amcam asker de Şehit olmuş birde Veli (Dudu yıldırım -Gök dunun Babası)adında bir Subay aksede şehit olmuş bunlardan Velinin kızı Dudu yıldırım hala babasının şehitlik maaşını alır. Mustafa Avcı da askerde yaralanarak gazi olmuş onun çocukları da gazi maaşı alır. Diğer taraftan askere gidip savaşanlar çok olmuş ama şehit olan bu iki kişi köyümüzde şehit diye bilinir. Köyümüzün şehitlerinin nezninde tüm şehitlerimize Allah rahmet eylesin.
Bizi kırmayıp anlatgınız için teşekkür ederim.
Bende size başarılar dilerim.









